Kahrolsun kararsızlık, yaşasın çılgınlık
Kazanma şansınızın kalmadığını fark ettiğiniz anda yapılacak
en
rasyonel şey nedir?
New Scientist'ten Robert Matthews çılgınlık yapmanızı salık veriyor.
Matematikçilerin
deyişi ile ''Oyun Teorisi'', birbiriyle çelişen
olasılıklar karşısında en doğru stratejiyi saptama yöntemidir. Günlük yaşamda
karşılaştığımız sorunları çözümlemekte pratik yararları olan bu teori şu
klasik örnekle açıklanabilir.
Bir istihbarat
yetkilisi olarak size ulaşan bir ihbarı değerledirmek durumunda kaldığınızı
varsayın. İhbarda, yasadışı bir terör örgütünün ülkenin en önemli askeri
üslerden birine saldırı düzenleyeceği bildirilmektedir. Bu durumda yapılacak
en rasyonel şey nedir? Üssün mükemmel bir şekilde korunduğunu biliyorsunuz.
Ancak birinci derece sorumlu biri olarak ihbarı göz ardı edemezdiniz.
Atacağınız her adımın yeni sorunlara gebe olduğunu bile bile önlem almak
zorundasınız. Harekete geçtiğiniz anda muhbirinizin can güvenliği tehlikeye
girebilecek. Ayrıca söz konusu üsteki savunma önlemlerini arttırdığınız anda,
diğer üslerin savunmasız kalarak teröristlerin saldısına uğraması ihtimali
belirecek. Makul, mantıklı bir yetkili olarak, bütün bu olasılıkları diğer
yetkililerle tartışarak en rasyonel hareket tarzını benimsemek zorundasınız.
Bu örnekte
olduğu gibi Oyun Teorisi'nde olası her hareketin
sonuçlarına bir değer biçilir ve en kötü koşullarda en yüksek değere sahip
hareket tarzı benimsenir.
Bütün bu süreç
içinde herkesin bir mantık dahilinde hareket ettiği varsayılır. Doğal olarak,
bu varsayım gerçekçi değildir. Yukarıdaki örnekte görüldüğü gibi,
teröristlerin yaşamlarını hiçe sayıp, bir intihar saldırısı hazırlığı içinde
olmaları söz konusu olabilir. Ayrıca yetkililerden biri, en yakın arkadaşını
yasa dışı örgütün önceki saldırılarında yitirmiş olabilir. İntikamı peşindeki
bu yetkilinin rasyonel kararlar alması beklenemez.
Bütün bunlar
duygusal yönü ağır basan çelişkileri değerlendirmenin güçlüğünü ortaya
koyuyor. Açıkça, kararların rasyonel düşüncenin ürünü olduğunu varsayan
Oyun Teorisi, duyguların
baskınolduğu
çelişkili durumlarda yetersiz kalıyor. Son günlerde küçük bir grup
matematikçi, oyun teorisinin bu eksikliğini
giderici bir formül geliştirdi. ''Tiyatro Teorisi'' adı verilen bu yeni
formül, duyguların irrasyonel yönünün karar alma mekanizmasında ne denli etkin
bir rol oynadığını kabul ediyor.
O
yun
Teorisi'ni gerçek yaşama uyumlu hale getirme çabaları 1950'li yıllara
dayanıyor. O yıllarda California'daki RAND Corporation'da çalışan
matematikçiler, Soğuk Savaş konusunda strateji geliştiren Amerikan Hava
Kuvvetleri'nin çalışmalarına bilimsel açıdan ışık tutuyordu. O dönemlerde
çalışmalara temel oluşturan durumlar hep iki taraflıydı. Bu ikili oyunlarda
bir tarafın çıkarı diğerinin zararı anlamına geliyor ve durumlara ''Toplamı
Sıfır olan Oyunlar''
adı veriliyordu.
Korkak Tavuk
Oyunu
Ancak o
dönemlerde bile gerçek yaşamdaki problemlerin sıfır toplamlı oyunlara
benzemediği açıktı. Bir taraf için kötü olan durum, karşı taraf için de aynı
derecede kötü olabiliyordu. Buna en güzel örnek ''Korkak
Tavuk''
oyunuydu. Bu oyun, 1955'de James Dean'in başrolü
oynadığı ''Asi Gençlik'' isimli filmde ölümsüzleşti.
FilmdeJimbove Buzzadındaki
iki lise öğrencisi arabalarını uçuruma doğru sürecekler; direksiyonu ilk kıran
taraf oyunu kaybedecekti. Taraflar aynı anda direksiyonu kırarsa,
oyun eşitlenmiş olacaktı. İkisinin de direksiyonu
kırmaması durumunda, yaşam denilen büyük oyun
sona erecekti.
Korkak Tavuk
Oyunu'nda olduğu gibi, optimal stratejinin saptanmasında karşılaşılan
güçlükleri yenmenin yolları uzun süre araştırıldı. RAND'da görevli matematikçiJohn
Nashbu
gibi durumlarda tarafların karar vermelerini kolaylaştıran bir kural
geliştirdi. Nash'a 1994 yılında Nobel
Ekonomi Ödülü'nü
kazandıran bu kurala Nash
Teoremi adı
verildi. Nash Teoremi'ne göre, tüm oyuncuların kendileri için en mükemmel
stratejiyi geliştirdikleri bir ortamda, her oyuncunun kendisi için en uygun
stratejiyi seçme olasılığı yüksektir. Bu gibi ''denge'' durumlarında
alternatif stratejilerin daha iyi sonuç vermesi beklenemez. 1960'lı yıllarda
Nash'ın katkılarıyla Oyun Teoremi'nin gerçek
hayata uyum sağladığı ve günlük hayattaki problemleri çözebileceği
düşününüldü.
Ne var ki
uluslararası ekonomik ve politik krizleri kağıt ve kalemle çözmeye çalışan
teorisyenler, birden yeni bir engelle karşılaştılar: Nash'ın kuralı
çerçevesinde, Korkak Tavuk oyununda olduğu gibi denge durumu bir tane değil,
iki tane idi. Asi Gençlik'te taraflardan biri direksiyonu kırma kararı
verirken, diğeri arabayı sürmeye devam edebilirdi. Bu durumda tek
taraflı karar değişikliği, diğer tarafın kararını değiştirmesi anlamına
gelmiyordu.
Oyun teorisyenleri yeni çözümler ararken yeni
sorunlarla karşılaştılar. Örneğin, rasyonel stratejiyi seçerken hangi
kurallardan yararlanılacağı konusu, 1970'li ve 1980'li yıllarda çalışmaların
özünü oluşturuyordu. Her vakada farklı kuralların işlediğini gören
matematikçiler bir anlamda karamsarlığa kapıldılar. Bazı teorisyenler rasyonel
strateji tanımının gereksiz bir uğraş olduğunu ileri sürerken, diğerleri bu
yaklaşımı ''sorunları halının altına süpürmek'' olarak niteledi.
1991 yılında
İngiliz Oyun Teorisyenleri'nin Sheffield Hallam
Üniversitesi'nde düzenledikleri toplantı sorunların çözümlenmesi açısından çok
büyük önem taşıyordu. Toplantıda Amerikalı teorisyen Nigel
Howard'ın
sunduğu örnek dikkat çekiciydi.
Howard'ın
örneği, yabancı bir ülkede otellerine dönerken taksi tutan iki İngiliz
ekonomistin başından geçenlerle ilgiliydi. Taksicinin kendilerinden fazla
ücret isteyeceği kaygısına kapılan İngilizler, pazarlık şanslarının daha
yüksek olacağı düşüncesiyle otel kapısına ulaşıncaya kadar pazarlık etmeme
kararı alırlar. Ancak bu rasyonel, oyun teorisi
kurallarına uygun strateji işe yaramaz. Şoför İngilizlerin bu tutumu
karşısında aşırı bir öfkeye kapılıp kapıları kilitler. Adamları aldığı yere
geri götürerek arabadan dışarı atar.
Taksi
şoförünün, oyun teorisine ilişkin hiç birşey
bilmemesine karşın, yolcuların kendisine bir oyun
oynadığını sezmesi her şeyi değiştirir. Dolayısıyla şoför
oyun teorisyenlerinin hiç hoşlanmadığı bir şeyi
yapar. Öfkelenir. Ve kendi çıkarlarını hiçe sayarak (ücretini almamayı göze
alarak) oyunun gidişatını beklenmedik bir şekilde değiştirir.
Howard ile
birlikte Sheffield Hallam'daki toplantıya katılan İngiliz teorisyenler, Peter
Bennet, Morris
Bradleyve Jim
Bryant,
katılımcıların dikkatini mantık dışı tepkilere yol açan duygusal patlamalara
çekti. Toplantının sonunda Tiyatro
Teorisidoğdu.
Bu teorinin özünde, oyunların statik olmadığı, oyuncuların duygusal yapısının,
oyunun seyrini belirlediği iddiası yatıyordu. Howard'a göre öfke, korku veya
şefkat gibi duyguların dramatik bir boyutu vardır. Bu duygular kişilerin
normal, alışılagelmiş davranışlarının dışına çıkmasına, yeni çözümler
üretmesine yol açar.
Karşılıklı
güvenin
sınanması
Stratejilerin
belirlenmesinde paradoksların önemine değinen Howard, ''işbirliği
paradoksu''
olarak nitelendiği çelişkili duruma örnek olarak ünlü ''Mahkum
İkilemi''ni
verir. Bu ikilem, polis tarafından gözaltına alınan iki suçlunun başına
gelenlerle ilgilidir. Mahkumlar, suskunluklarını korudukları takdirde
tutukluluk hallerinin bir aydan daha fazla sürmeyeceğini bilmektedir. Oysa
polis her iki mahkum ile ayrı ayrı görüşerek itirafta bulunmaya zorlar.
İkisinden birinin yapacağı itiraf, itirafçının serbest bırakılmasına,
diğerinin ise ömür boyu hapis yatmasına yol açacaktır. Suçlular tek tek, birey
olarak ele alındığında polisin önerisini kabul ederek, itirafta bulunmak
rasyonel bir çözüm gibi görünmektedir. Oysa bu ikili, bir takım, bir ekip
olarak ele alındığında, bir ay hapiste yatıp çıkmak daha avantajlıdır. Ancak
bunu gerçekleştirmenin tek şartı, mahkumların itirafta bulunmayacaklarına dair
birbirlerine söz vermeleri ve karşılıklı güven duymalarıdır.
Bu durumda
ortaya iki farklı hareket tarzı çıkar. Bu da işbirliği paradoksunu doğurur.
Mahkumlardan her biri, diğerini ele vererek daha avantajlı bir duruma
geçeceğini bile bile, itirafta bulunmayacağına dair karşı tarafı ikna etmek
zorundadır.
Bütün bunların
sonucunda ne olacağı, iki mahkumun önceki psikolojik ve duygusal durumlarına
bağlıdır. ''Sonsuz
Ölüm-Butch
Cassidy and Sundance Kid'' isimli filmde kahramanların arasındaki güçlü bağ
işbirliği paradoksuna güzel bir örnek oluşturur. İkilinin birbirini ele
vermesi gibi bir olasılık söz konusu bile değildir. Bu nedenle birbirlerine
ihanet etmektense ölümü göze alırlar. Mahkumların durumunda, taraflardan biri
işbirliğine yanaşmaz ise, işbirliği paradoksu devreye girer. Öfke ve
güvensizliğin kol gezdiği bu ortamda mahkumlar yalnızca kendilerini kurtarmayı
düşünürler.
New York
Üniversitesi'nden siyasal bilimci Steven
Brams,
çelişkilerin çözümlenmesinde Oyun Teorisi'nin
rolü konusunda görüşlerini şöyle dile getiriyor:ƒ ''Oyun
teorisyenlerinin pek çoğu kuramlarının gerçek yaşama uygulanabilirliğini
dikkate almaz. Çünkü bu teori çoğunlukla laboratuvar ortamında denenmektedir.
Oyun Teorisi'nin eksikliklerini Tiyatro
Teorisinin gidereceğine inanıyorum.'' Howard ise
Tiyatro Teorisi'nin nihai nokta olmadığı görüşünde. Ne var ki pek çok
teoirisyen, çelişkilerin giderek daha karmaşık bir yapı sergilediği günümüzde,
Tiyatro Teorisi'ne bir şans tanımanın gerekli olduğuna inanıyor.
Reyhan
Oksay
New
Scientist, 10 Ekim 1998
http://members.fortunecity.com/bilgistan/Tematik/oy_01.html 'dan
alınmıştır.