free web hosting | free website | Web Hosting | Free Website Submission | shopping cart | php hosting
affordable web hosting Pets web page hosting web hosting website hosting web hosting service web hosting web host
Your Ad Here | PeekPort | TrafficFish | Freebies | Universities | Free Websites | Mod Fashion | HairDos | Travel | Games | geoglebay | MP3s


ADD YOUR LINK
Make Money with Our Turnkey System. You don't even have to do anything, unless you want to! | Sell Domain Names and Hosting - We'll do everything for you!

 

Ana Sayfa

Bilim Kurgu Bir Hikaye:


 

Hikayenin 2. bölümü Cosmo Disk için tıklayınız.

 

Deniz 18 Yaşında Ama Annesi 118 Yıl Önce Doğmuştu!

 Yazan : Julia Mandelbrot

 “İşte bu annenin sana bıraktığı mesaj” dedi vasisi. Deniz biraz huzursuz, biraz heyecanlı önündeki Ingilizce metni holografik ekrandan okumaya başladı.

 Sevgili Deniz,

 Şimdi yazdıklarımı okuyorsan, demek ki annenin sonsuzluğa bıraktığı mesaj sonunda gerçeğe döndü. Sen dünyaya gelmeden çok seneler once ki ben şuan ki zamanda bunun ne zaman olacağını bilmiyorum bir gün herkes genlerinin devam etmesini ister, ben istiyor muyum diye düşündüğümde emin değildim. Senin varolman ile ilgili ilk düşüncelerim o zaman başladı. Aslında kontrol için gittiğim jinokoloğum “ şimdi çalışmaktan bir çocuk sahibi olmuyorsunuz ama ilerde çalışmayı bıraktığınızda ya da  temponuzu düşürdüğünüzde bir çocuk yapayım dediğinizde bu sefer biyolojik olarak imkanınız olmayabilir. Bu yüzden Oocyte (yumurta) dondurma tekniği aklınızda bulunsun” demişti.

 Birbirimizi tanısaydık, annenin biraz değişik olduğunu bilecektin ama yine bileceksin çünkü, sana en azından şimdi anlatmaya çalışacağım. Şöyle düşündüm: herkes kendi yaşadığı dönemde çocuk sahibi oluyordu. Mesela Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarından once savaşlardan yirmi, otuz yıl once doğanların yaşama şandı azdı, hatta bu yüzden tamamen yok olmuş bazı genlerde olmuştur ya da deprem gibi doğal bir felakette bir sülalenin tamamen yok olduğu… İşte bu yüzden kendi sahip olacağım çocuğuma zaman sıçraması yaptırmak nasıl olur diye düşündüm çünkü işaretler bize tıpkı bu dünya savaşları öncesindeki gibi kitlesel yok olmalar olabileceğinin haberini veriyordu. Sana bu okuduklarını  elli yaşındayken yazmaya başladım. 2006 yılında kırk yaşında iken sonunda jinokoloğumun önerdiği tıp merkezine gittim. Geçen hafta da daha yeni teknoloji ile korunabilmen için çalışmaları denetledim. Denetledim diyorum ki, çünkü orayı satın aldım. Korudukları yumurtanın bana ait olduğunu bilmiyorlar. Aslında daha çok klonlama ile organ üretme üzerine çalışıyorlar. Orada bir projenin bir parçasısın. Şirket bu tür çalışmaların daha rahat ve ucuz yapıldığı Rusya’da.”

 Deniz bir ara okumaya ara verip, vasisine döndü. “Bu gün benim doğum günün 01.02.2084 ve Julia yaşasaydı, yüzonsekiz yaşında olacaktı, beni dünyaya getirdiği zamanda yüz yaşında o zaman” dedi.   Sonra devam etti, “evet O’na sadece Julia demek istiyorum” Sonra tekrar holografik ekrana döndü ve okumaya devam etti.

 “aslında bir risk almıştım. Kadınlar, dünyaya gelecek çocuklarının babasını bilmek ister. Sonsuzluğa bıraktığım bu yumurtanın embriyoya dönüşebilmesi için, bir babaya ihtiyacı vardı. Zaten annen yokken, en iyi baba adayını nasıl bulabilirim diye düşünüyordum. Sana istediğim baba adayının önce iyi insan olmasını istiyordum, sonra zeki. Mesela finansal yetenek gibi yetenekler de kalıtsal biliyor musun? Bu yüzden benim yeteneklerimle, babanın yeteneklerini almanı umut ediyor ve yaşamını bu yeteneklerle rahat geçirebileceğini düşünüyorum. O zaman sonsuzluğa bir de baba için mesaj bırakmalıydım. Bir nevi beyaz atlı prensi getirecek, sana baba olması için bir bulmaca gerekliydi. Zeki ama kötü niyetli olanların eline de geçmemen gerekiyordu. Bu yüzden gerçekten iyi insan olup, olmadığını ispat edecek bir testten geçtikten sonra baban sana ulaşabilecekti. Bu stratejinin tasarımı epey zamanımızı aldı.

 Senin dünyaya geldiğin zaman içinde bile bıraktığım şirketlerin şimdikinden  daha büyük olacağını tahmin ediyorum. Ben bilgiye yatırım yaptım. Bıraktığim vasiyetnamem de her kim ki, dna testleri ile benim genlerimden olduğunu ispat ederse, şirketlerimi kontol edebilir, bu şartın oluşmadığı durumlarda aşağıdaki vakıfların kontrolünde olacaktır şeklinde bırakmıştım. Bilgiye yatırım yaptım demiştim. Kendisine girişim sermayesi arayan ama bulamayan, genç bir girişimciye verdiğim yirmibin-Euro ile başladı herşey. Sonrasında ise böylece yüzlerce iş oldu. O yüzden gelecekte insanların kullanacağı elektro manyetik silahlara karşı korunma teknikleri, kimyasal silahların etkilerini bloke eden ilaç sanayine dönük çalışmaları gizlilik içinde yaptık ve babana seni bulabilmesi için bıraktığım ip ucu da bu amaca dönük olacaktı zaten. Bir gün bu savaş sanayii şirketleri, onlara karşıt strateji üreten, yaptıkları hamleleri bloke eden ama tüm dünyaya yayıldığı için tam olarak ucu bucağını kimsenin bilmediği bu şirketi kontrol etmek isteyeceklerdi. Şirketlerden biri bio teknoloji üzerine çalışıyordu. Bir gün Vegi büyük bir telaş ile aradı. Vegi, şirketteki en çılgın bio teknoloji uzmanıydı. Vegi, tabi ki asıl ismi değildi ama Vegan olması, hiç bir şekilde hayvansal ürün yememesi ve giymemesi sebebi ile ona bu isim takılmıştı. Vegi’nin senin de, benim de hayatımda çok önemli bir yeri var. Vegi, bazan kimsenin inanmadığı şeylere kafa yorardı. Dna’ya aşık bir adamdı. Vegi çok telaşlı arayınca şirketin güvenli odasında toplandık. Ve Vegi, bombayı patlattı. “Hani seneler önce ilik nakli yapılacak bir doktor için kan örneği verme kampanyası vardı ya, kimse alınan örneklerin nereye gittiğini bulamıyordu. Benzer şeyler başka yerlerde de olmuştu. Bunun ne amaçla yapıldığını öğrendim. Dünya da her bölgeden belli miktarda kan örneği alarak Dna haritalarını çıkarmaya çalışıyorlar.”

 -         Nasıl yani? Dediğimizde,

 “Şöyle düşünün diyelim ki bir biolojik silah yapacaksınız. Ve bu silahın sadece belli özelliğe sahip olanları etkilemesini istiyorsunuz. Hatta muhtemelen bir ırk. Örnek kütleler oluşturursunuz. Zayıf yönlerini bulup, özellikle bu diziler üstünde farklılaştırma, bozmaya çalışırsınız. Bu bir avantajdır. Diğer taraftan etkilenme özelliği daha az olan gruba ki, bu onların tarafı oluyor, biolojik silahın etkisini bloke edecek panzehiri verirsiniz. Bu anlattıklarım bilim kurgu gibi gelebilir. Bu düşünce çok yeni bir düşünce değil aslında, benim öğrendiğim ise bunu yapmak için üzerinde çalıştıkları yöntem.

  Hep bir ağızdan “ne yöntemi?” dediğimizde,

 “Üzerinde çalıştıkları yöntem dünyadaki üremeyi kendi kontollerine almak. İşin enterasan tarafı Katolik Kiliseler Birliği’nin içinden kopan bir grup da bu işin içinde. Şimdiye kadar ücretsiz prezervatif dağıtmakla yetiniyor, bunun fonlamasını da yurt dşından sağlıyorlardı. Çin’de bazı yerleşim merkezlerinde bunu denemeye başladılar. Ve belki başka ölçülmesi kolay, dikkat çekmeyecek yerlerde de. Aslında bu teknikte hem erkek, hem dişi ile uğraşmak yerine hedef dişiler. Kullandıkları tekniğe farelerden esinlenmişler. Erkek fareler, kendilerini hamile bir dişi fare koklarsa, düşük yapmasını sağlayan bir salgı salgılar. Ve Çin’de, Endonezya’da, Türkiye’de Bitlis, Mardin, Van…’da düşük ortalaması Dünya ortalamasının üç katı olduğunu öğrendim geçen haftadan beri, bu arada sıkı durun İstanbul, İzmir, Ankara’da geçen yıla göre iki kat artmış.”

 Bu esnada Vegi’ye “ neden böyle bir yöntem kullansınlar, bu kimin işine yarar?” diye sormuştum.

 Vegi ise, “ benimki bir tahmin ama böyle olduğuna kalıbımı basarım. İnsan vücudunun  bir anlamda genlerin kendilerini devam ettirebilmesi  için yaşam kalım makinası olduğu söylenir. (1) Kod da yazılı olan kendini her ne şartta olursa olsun, devam ettir. Hiç düşünmediniz mi? Dünyada bu kadar kimsesiz çocuk varken, neden çoğu insan illede kendi çocuğunun olmasını ister? Böyle olmasaydı, dünyadaki kimsesiz çocuklar bir aile bulduktan sonra, hala çocuksuz kalan var ise, sadece onların çocuk sahibi olması gerekirdi. Alında yaratıcının bu kodu yazmasının sebebi, kendi genlerini devam ettirmesi, yani kendi türünü yok etmemesi, hatta yememesi içindi. Bu yüzden aynı türler içinde yamyamlık pek yaygın değildir. Sadece insan evriminde henüz kimsesiz çocuklarını da evlat edinmenin aynı kapıya çıkacağını algılamama sorunu var. İşte hamilelerde düşüğe sebep olan biolojik silahın panzehirini üretecek kişi ya da kurumlar böylece insanların en çok para ödeyeceği alanı ele geçirmiş olacaklar ama bundan fayda gören sadece bu gruplar da değil. Midland Eyaletindeki, Dna Vadisinde benzer küçük çalışmalar gizlice yürütülüyordu, araştırmalarını isteyen güçler tarafından. Albay’dan Bitlis, Sirt ve Van’a gidip, ne bulabiliyorsa getirmesini istedim. “

 -         Albayda kim dediğimde?

 “Hardal ve Sinir Gazının panzehiri dünyada 2 şirket tarafından yapıyor. Bunlardan biri de bilin bakalım nerde? Türkiye’de. Ordulara dönük imalat yapan bu şirketler pek bilinmez. Albay da alkol sorunu yüzünden işinden emekli edilen biri. Bazan bizim için çalışır. Albaydan bilgiler gelmeye başladıktan sonra sizlere tekrar bilgi vereceğim, o zamana kadar söylediklerim bir teori” dedi ve kafamız karışarak oradan ayrıldık.

 Bütün bunları dinledikten sonra acele Heihojin  ile paylaşmam gerektiğini düşündüm. Heihojin , bütün şirketlerin güvenliğinden sorumluydu. Tabi ki gerçek ismi Heihojin  değildi. Bu ismi boş vakitlerini geçiriği herşeyini kendisinin dizayn etteği elekronik dojosunda çalıştığı Uzak Doğu dövüş teknikleri yüzünden şirkettekiler takmıştı.  Heihojin, Japonya'da kılıç ustasını tanımlamak için kullanılan kelime ve anlamı stratejist demekmiş.  “Savaş ister iki kişi arasında olsun, ister büyük gruplar hatta şirketler ve devletler arasında olsun, kullanılacak teknikler aynıdır” derdi. Odasında olmadığı zaman, elektronik dojosunda bulunurdu. Gerçek dövüş sanatları ustalarının atak ve bloklarını vücutlarına bağladığı sinyal alıcıları ile bilgisayarda modelleyerek, binlerce saldırı atağını ve bu atakları bloklamayı bir program haline getirmişti. Kılıcında ve kıyafetindeki belli noktalarda sensorler vardi ve programıyla, sensorlerin iletişim içinde olmasını sağlamıştı. İçeriye girmem dikkatini dağıttı ve ışıklar yanıp söndü. Bunun anlamı öldürü bir darbeyi bloklayamamış olmasıydı. “ yüzündeki maskeyi çıkarıp, bu gün sadece 20 kez öldüm”dedi gülerek.

 Heihojin’e göre şirketlere gelecek saldırlarla, onun elektronik dojosundaki ataklar arasında  fark yoktu. Bu çalışmalarla hem bedenini, reflekslerini, hem de ruhunu eğitiyordu. O’nun yolu da buydu. Vegi’nin anlattıklarını duyunca yüzü asıldı. Hiç birimiz söylemeye cesaret edemiyorduk ama korktumuz bir şey vardı. Vegi’den gelecek habere göre “takım” ı toplamak gerekecekti.

 Şirketlerimiz daha çok büyük sanayi şirketlerine Ar-Ge taşeron hizmeti verirdi. Tabi ki bu şirketlerin hali hazırda böyle bir departmanı vardı, biz ise bunu daha ucuz yapabilmenin yolunu deniyorduk. Bu yüzden ilk yazılım firmasını Bulgaristan’da kurmuştuk ve kar marjı yüksek de bir iş olmuştu. Bize pahalıya mal olmayan ama kendi konusunda iyi olan uzmanları dünyanın neresinde olursa bulur, işi en düşük maliyetle yapabileceğimiz ülkeyi seçeriz.  Bazan da girişim sermayesine ihtiyacı olanlar bizi bulur. Bir şeklide ön sezilerimiz bizi yanıltmadı ve küçük çaplı pek çok şirketle biz de dikkat çekmedik.

 Vegi’nın mesajı ile herkesin toplanması gerektiğine karar verdik Heihojin ile birlikte. Ve Profesör ile Amazon’a da haber verildi. Profesör, onu bulduğumda 32 yaşında ve hala üniversite de 8. uzmanlık dalını falan okuyor, üniversite kadar kendini güvende hissettiği bir yer olmadığı için de hiç bir yere ayrılmıyordu ta ki, O’na bu güveni verene kadar. Amazon’un Profesör için koyduğu teşhis endorfin bağımlılığıydı. Öğrenme eyleminin, endorfin salgılatması bizimkinin kendisini iyi hissetmesine sebep oluyormuş. Amazon, bizim Vegi’nin sevgilisi. Beş yıl önce bize katıldı. Tıp doktoruydu. Bir göğsü kanser yüzünden alındığında bir arkadaşı moral vermeye çalışırken, “tek göğüslü olmak sadece Amazon’lara ok atmaları için avantaj olmuş şimdiye kadar” demiş ama hayata bağlı olduğu için küsmek yerine, bu sefer gerçekten bir Amazon savaşçısına dönüşmüştü. Vegi, Amazon’a aşıktı. Amazon her ne kadar kansere yenilmeyeceğine inanıp, bunu kafasına takmıyor ise de Vegi, bir gün sırf bu yüzden kansere çare bulmayı herşeyden çok istiyordu. Yani gen müdehalesini Cennet’in kapısını açmak, bir kanser hastasını iyileştirmek. Normal kanser tedavisinde sağlam hücreler de öldürülüyor. Sadece sağlıksız olanları kendi içlerinde infilak ettirmenin yolunun peşindeydi.

 Bizim takım olmamız gen müdahesine başlanması ile başladı. Profesör bunu hocası Feynman’ın sözü ile açıklamayı severdi. Ve şöyle demişti: “Feynman bir gün Havai’de bir Budist tapınağını gezerken birisi O’na şöyle der: ‘size bir anahtar verilebilir. Bu anahtar cennetin kapılarını açabilir ama aynı anahtar, cehennemin de kapısını açabilir. İşte bilim de böyledir.’ (3) Nobel’in neyi bulduğunu biliyor musunuz? Dinamit ama aynı Nobel, Nobel Vakfını’da kurdu. Paradoksa bakın! Bir gün gen müdehalesi bizlere cennetin kapısını açabildiği gibi, cehennemin de kapısını açabilir. Tüm diğer bilimlerde olduğu gibi…”

 Heihojin, “bir şeyin yanlış olduğunu ya da olacağını biliyor ama yanlışa müdahele etmiyorsanız, siz de suçlu olursunuz” düşüncesindeydi ve hepimiz de öyle… Bizim takım olmamızın hikayesi böyle. Elimizden gelen ve bilebildiğimiz ölüçüde yanlışları düzeltmekti amacımız. Vegi’nin haber vermesi ile toplandık.

 Vegi, “önce e Heihojin’e geçen toplantında Dna’nı incelemek için saç telinden bir örnek almıştım ya… analiz ettim sende meyve sineğinden sadece iki kat fazla gen var” dedi. Buna gülümseyen Amazon, “sen ona bakma, bu şaşırtıcı ama doğru insanda bulunan gen sayısı yaklaşık 30.000 adet, bu anlaşıldığında çok şaşırmıştık ama bu sayı meyve sineğinde bulunan gen sayısının sadece yaklaşık iki katı. Genlerin birçoğu, vücuda belli proteinleri üretmesini söyleyerek etkisini gösteriyor. İnsan genleri, meyve sineği ve solucana göre çok daha fazla çoğul protein üretimi komutu veriyor. Ayrıca insan genlerinin farkı çok yönlü olması. Yine genlerin zamanlaması, hangi dokularda aktif oldukları da etkileri üzerinde büyük söz sahibi.

  Vegi, bu sırada kötü haberi verdi. “Özellikle nüfusun homojen olduğu bölgelerde başarılı olan, genomu değiştirilmiş bir virüs olduğunu tahmin ediyorum. Hedef, bebek bekleyen kadınlar. Virüs muhtemelen solunum yolu ile alınıyor. Şimdilik belli etnik kökenlerde daha başarılı. Zamanla tüm kadınları etkileyecek hale getirebilirler. “

 Heihojin, bu sırada yerinden kalktı ve “ bir gün genlerle Rus Ruleti oynayacaklarını biliyorduk. Bomba bir gün ellerinde patlayabilir ya da elinde bu panzehiri tutanlar insanlığı köleleştirebilir. Bundan sonra bu virüs, başka virüslerle bir gün hepimiz tehdit altında olacağız. “

 Benim aklıma hemen dünya ekonomisi geldi. “Ülkeler arası ticaret, seyahat duracaktı. Tam bir çöküş dönemi. İstedikleri ülkeyi bir Cüzzamlılar Adası yapabilirler. İstediği ülkenin nüfusunu yaşlandırbilirlerdi. Virüs dedektörleri imalatı diye elektronik ajandama hemen yazmaya başladım. Sonra ülkelerin nüfus yaş ortlamalarına bakılacak, buna göre uzun vadeli hisse senet seçimleri yapılacak diye de not ettim. Böyle şeyleri hemen not alır, şirketlerin gelecekte yapacağı işleri, alınması gereken patentleri çıkarırım. Virüs dedektörleri teknolojisi ülkeler arası ticaretin bir nebze önünü açabilir ve bizim şirketlerinde ayakta kalmasını sağlayabilirdi.

 Heihojin tekrar devam etti sözlerine, “ varlığını tespit edebileceğimiz düşmanlara gerilla tekniği uygulayacağız. Hepsi ile mücadele etmemiz nerede ise imkansız o yüzden, beklemedikleri anda vurup, kaçacağız.”

 Amazon, “peki nasıl olacak bu?” dedi.

 Heihojin, “ çalışmalarını yavaşlatmak, bazı çalışmaları ise durdurmak için bilgisayar sistemlerine saldıracağız. Biz de bilgisayar virüsleri yapacağız, hatta kendi yaydığımız virüslerin anti virüslerini de bir güzel satacağız. Bizim de elimizde “Cennet-Cehennem” var. Üstelik bazı şirketlerin sistem güvenliğini alacak, korurken onları daha da yakından izleyeceğiz. Hey profesör! Yüksek teknoloji cihazlarını bozmak, hasar vermek için ne yapabilirsin? Adamların en önemli aletini bozunca, sermayelerine zarar verebiliriz. Para yatıranlar, seneler sonra kendini amorte edecek olan bu çok pahalı teknolojiye böyle çatur, çutur bozulurken tekrar tekrar para yatırmak istemeyecektir. Tabii teknoloji danışmanlığı yaptığımız şirketlere daha az zarar vereceğiz ve bize daha fazla müşteri gelmesini sağlayacağız.”

 Profesör, “kes şu masayı sallamayı Heihojin, ne zaman aklına böyle şeyler gelse, bacağını titretmeye başlıyorsun, seni yeni tandığım zamanlar deprem oluyor sanıyordum. İstersen uydularını bile engelleyebilirim. Sen EMP silahları yapanların sistemlerine girebilirsen, ben de biolojik silah imallatçılarının elektronik devrelerini kızartabilirim ilk aklıma gelen..”

 Bunları duyunca, “Tanrım, biolojik savaş durdurmak için bizde savaşıyoruz, zarar veriyoruz, bizim yaptıklarımızdan masum halk da etkilenebilir, yok mu bunun başka yolu?” dediğimde,

 Heihojin lafımı kesip,

 “savaşmadan kazanmak en büyük başarıdır ve savaş sanatı, barışın yoludur demiş Sun Tzu. İnsanlar ayrıca, yasamin ayricaligi icin de savasmak zorunda kalmışlardır. Yaşamın devredilmez ve devralınmaz bir hak olarak görülmeye başlanması gerçeği, pek çok insanın aynı zamanda yaşamın özgür olduğunu düşünmesine neden olmuştur. Yaşam yalnızca şanslı insanlar için özgürdür. Er ya da geç, sıradan bir insan daima bunun için savaşmak ve kan akıtmak zorunda kalır. Eğer strateji yolun da ustalaştıysanız, savas zamanı geldiğinde kazanabilirsiniz. Ve "Kazanmak, kaybetmekten daha iyidir. (2) Ellerindeki anahtar ile cehennemin kapısını açmak isterlerse, daha fazla insan zarar görecek hatta bu yüzden belki insan varlığı tehdit edilecek. Şiddet, yaşamın bir parçasıdır. Bundan hoşlanmak zorunda değilsiniz ama yapabileceğiniz en iyi şey, bu gerçekle işbirliği yapmaktır. Bizim silahlarımız nispeten daha az zarar verenler olacak. Internet’e küçük bir bombardıman yapıp, network trafiğini kitleyerek neler yapabileceğimize bir bakalım.”

 Vegi, “peki bu işi başımızı belaya sokmadan nasıl yapacaksın?” diye sordu.

 Heihojin, “ yirmi tane dsl bağlantısı olan ev kullancısının bilgisayarını kontol ederek solucan ve virüslerin yayılmasını sağlayabiliriz. Bunlar bizim için çocuk oyuncağı.

 Profesör, “Aklıma geldi. Virüsleri e-mail ile göndereceksen ben şu spam e-mail gönderenlerden çok bıktım. Şu spamcıların ip numası, mail adreslerini, nelerini bulursan  kullansana virüs gönderirken, nasıl olsa bunları bulucaklar ve epey sıkıştıracaklar. Böylece bu vesile ile spam yapmaya da tövbe ederler. Bir de böyle bir işe yarasın bari…Bu işlere mademki başlıyoruz, başka neler yapabileceğimizi düşünelim. Hmm mesela EMF yani, Elektro Magnetic Field. Elektronik devlerini kızartabiliriz. Tabi elimizde bunu yapacak teknoloji yok ama kimlerin elinde olduğunu biliyorum. Sistemlerine girip, biraz ödünç kullanmamızda sakınca olmayabilir. Ehh onlar da pek masul değiller zaten ve kendilerinin yapmadığını, bir kaza olduğunu anlatabilmek için çok uğraşacaklar. Başkalarına kullanmakta çekinmedikleri silahları var her iki risk grubunun da. Peki bunların silahlarını, neden birbirlerine karşı kullanmayalım? ”

 Heihojin, “Evet. Birbirlerinin silahlarını, onlara karşı kullanmak benim de aklımdan geçen yoldu. Peki herkes, bir gün yakalanma, hatta öldürülme olasılığının olduğunu biliyor mu? Bu yüzden ben yokum diyen var mı? Ne kadar saklanırsak saklanalım, bir gün bizim de av olacağımızı herkes fakında mı? İş ciddi, ölebiliriz. Şimdi son kararınız..?”

 Vegi atladı, “Heyy hepimiz bir gün öleceğiz. Bunu yeni mi öğrendin?”

 Vegi’nin komik yüz ifadesine hepimiz güldük.

 Amazon, “ Peki diyelim ki, biz sadece yavaşlatabildik, belki nispeten de durdurduk. Ya yine de ellerinde bomba tutanlar Cehennemin Kapısı’nı açarsa? O zaman ne olacak? Aklıma gelen bir şey var. Bence başarılı olurlarsa, sonraki adımda yani nüfus kontrolüne devam ederlerse bunun için başka yöntemlerde bulacak, kullanacaklar. Buna karşıt stratejiyi de düşünmeliyiz. Bunun anlamı, sağlıklı genleri güvenli bir şekilde saklamak. Erkek ya da dişi yumurtası, belki embriyo olarak ama bir şekilde bu biolojik silah tehditi geçene kadar korumak, saklamak. Hali hazırda pek çok tıp merkezinde bu yapılabiliyor ama buna da engel olacaklar daha doğrusu, istedikleri bölgede nerede ise virüsten etkilenmeyen kalmadığı için, sağlıklı gen de kalmayacak”

 Bunları duyunca “biz ölüp gittikten sonra, sakladığımız sağlıklı genlerin de bulunmasını, tekrar doğaya dönmesini sağlamalıyız o zaman. Ahlaki olarak anne ve babanın onayı olmadan bunu yapmamak gerek ama anne ya da baba kendimiz olursak, bunu başkalarına sormaya gerek kalmaz.” Dedim.

 Vegi, “yani bunun için gönüllü mü olmak istiyorsun?” Dedi.

 -Sadece ben değil hepimiz de gönüllü olduk. Takım bir gün av olup, öldürülmeden önce dondurulmuş bizlere ait yumurta, embriyo ne varsa yok da edildi. İçlerinde bir ben bulunamamıştım ama daha bu olaylar olmadan önce İstanbul’da bir merkezde de ne olur, ne olmaz diye yumurta dondurtmuştum. İşte böylece senin bir şekilde korunman sağlandı. Tabi epey yer de değiştirdin, bir süre farklı şirketi gezdin. Sevdiğim erkek de takımın içindeydi ve ölmüştü. Bu yüzden çok daha komplike olduğu halde babanı gelecekte yani senin var olacağın zamanda bulmayı ve böylece en azından yetişme çağına gelene kadar sana bakacak bir baban olmasını istedim.

 -Takım yakalanmadan önce çocuklarımız bize kızmayacak mı, onları anne ve babasız dünyaya gelmelerini sağladığımız için endişemiz vardı bu yüzden Profesör’ün önerisini hayata geçirmek bir nebze içimizi rahatlatmıştı. Vegi, Profesör, Heihojin ve Amazon başka bir şey daha buldu. Gelecek bir zamanda dünyaya gelmeleri için kendi genlerimizi bırakmıştık ama biz o zamana kadar yaşayamayacaktık. Doku örneği bırakıp, sonra bulunduğunda klonlanmasını sağlatmak ise amacımıza uymayacaktı. Yani mümkündü de, klon da senin gibi bir bebek, yani kendi bebekliklerimizin aynısı olarak doğacak ama sana anne ya da baba olamayacaktı. Bizim bedenlerimiz ise ya doğal yollar ya da engellemeye çalıştığımız gruplar tarafından yok edilecekti. Bir bireyin var olması için gerekli tüm enformasyonu bir diske kaydetmek de mümkün değildi. Genotype, phenotype…insan çok kompleks bir yapı. İnsana ait enformasyonu tamamen saklamanın yolunu bulamıyorduk. Bu yüzden parça parça saklamak, yani parçalara ayırmayı deneyecektik. İnsanı diğer insanlardan farklı kılan önemli özellik, düşüncedir, bellektir diye düşündük. Ve buna Mind Type dedik. Çalışıp çalışmayacağını bilmiyoruz. Bana ve takıma ait hafıza, dünce kombinasyonunu yani Mind Type’ı  Cosmo Disk’e alabilmeyi başardık. Cosmo Disk, dünya dışı yaşama mesaj göndermek için Nasa’nın ürettiği bildiğimiz her CD’den farklı  ve çok daha fonksiyonel bir araçtı. Takım’ın Cosmo Disk ve Disk koruyucu tasarımlarını, ham maddelerini ele geçirmesi biraz zor olsa da başarılabildi. Cosmo Disk’i okutabilirsen, bu muhtemelen bir çeşit zamanda geleceğe yolculuk olacak bizler için.  Gerçi Cosmo Disk’de yüklü olan enformasyon bizlerin 40 yaşında ki enformasyonu. Ve Profesörün dediğine göre üç boyutlu, holografik bir görüntümüz oluşabilirmiş. Profesörün tahminleri kafamızı karıştırmıştı. Çünkü, bunun bir çeşit paralel evren gibi olduğunu, gerçek Julia yaşayıp, ölmüş iken Julia’nın Cosmo Disk’e yüklenen enformasyonun düşünce ve holografik görüntü olarak Diskin çalıştığı her hangi bir zamanda olabileceğini söylemişti.

  Vegi ise, “Bu bir çeşit evrim de olabilir. Fiziki beden yok ama varlığa ait tüm enformasyon var ve belki zaten tek var olan da O ” demişti.

 - Bunun anlamı Cosmo Diski okutma yolu bulunursa, karşında holografik olarak belirsem, senin kim olduğunu bilmeyeceğim ve bu sefer senin bana olup bitenleri anlatman gerekecek.

 -Cosmo Disk’in çalışmama ihtimaline karşı son bir süprizim var. Ben hep kardeşlerimin olmasını istemiştim, kalabalık ailesi olanları gördüğümde. Eğer istiyor isen kardeşlerin olabilir çünkü başka yumurtalar da var. Kardeşlerinin olup, olmamasına sen karar vereceksin…Diğer yumurtaların korunduğu güvenli yerlerin nereler olduğu  Cosmo Disk’i bulduğunuz Kral Mezarların da herşeye dayanıklı bir on cm’lik bir minik kasa içinde yazılı. Cosmo Disk’i Dalaman’daki Kral Mezarlarında saklamak, dostum Gezgin’in fikriydi. “Tarihi eserler her zaman maksimum düzeyde korunmaya çalışılır, Bu yüzden binlerce yıl önce yapılmış bazı eserler ayakta kalmıştır” demişti. Tabi biz Türkler tarihi eserlermize çok sahip çıkmasak da, Kralları son yolcuğunda misafir eden Kral Mezarlarının, Cosmo Disk’i de misafir etmesi çok mantıklıydı hem de zaten oralardan çalınacak olan çalınmıştı.

 Takım’ın tek tek avlanması, takımın altında çalışan iki adamımızın ihaneti ile oldu. İlk  Heihojin avlandı. Hepimiz şok olmuştuk. Profesör buna tepkisiz gibi göründü ama ertesi gün ana haberlerde ve gazetelerde ABD ve Kanada’da şok elektrik kesilmesi haberini görünce bunu Profesörün bir şekilde Heihojin’in ekibi ile yaptığını anlamıştık. Elektrik kesintisinin sebebini her iki ülke de birbirlerinin üstüne attı. Çok yakında beni de bulacaklar. Bundan korkmuyorum. Bir gün şirketlerin aralarındaki bağlantılar bulunacak. Her şirketin sisteminde seninle ilgili ip uçları koymuştuk. Tabi bu ip uçlarına ulaşabilmek için, önce kötü niyetli kişiler için bıraktığımız tuzak Heihojin’in deyimi ile “Balküpü ”nü bulması gerekiyor, burada bulduğunu sandığı şeyleri kullanmaya kalkarsa, ona kullanabileceği ama sistemin aslında zarar görmeyeceği şeyler verip, gönderiylecekti ama asıl beklediğimiz ve ne zaman çıkacağını bilmediğimiz ise, bıraktığımız tuzak, Balküpünün açıklarını bulup, tuzağa düşmeden bulduklarını sistem admine bildiren bir White Hacker’dı. Heihojin’in hep White Hacker’larla bağlantısı vardı. “Her sistem adminin bir gün karşısına, kurduğu sistemin açıklarını bulabilecek biri çıkabilir. Bu gerçek ile işbirliği yapmak gerekir.” Derdi. Sistemlerde seninle ilgili bıraktığımız ipuçlarını son teknolojiye göre nasıl kimse anlamadan saklacaktık da ayrı bir sorundu. Buna da kimsenin ötesini merak etmeyeceği bir proje ile çözüm bulduk. Kullanılan programlar, sistemler ne kadar değişirse değişsin dayanıklı olabilecek kodları araştırma projesi diğer bir anlamda bilgisayar dünyasında “mutasyona dayanıklı kod” projesi.”  Hani tarihi yazıtlarda metinler vardır,  unutululan diller bile ve bu konunun uzmanlarının hariicnde kimsenin okuyamadığı mesajlar ve hatta bu yüzden çözülemeyenler…İşte biz buna da meydan okumaya çalışıyorduk. Projeyi takip edecek insan desteğine ihtiyaç  olacağı için üzerinden milenyum bile geçse, sistemler üzerinde kodları okuyabilmeye yarayacaktı “Mutasyona Dayanıklı Kod Projesi” tabi bir de senin bulunman için bıraktığımız mesajı koruyacaktı ve bir şekilde belki evrimleşmesini de sağlanacaktı. “

 Holografik ekranda kayan metin burada son bulunca Deniz vasisine yani annesine döndü.

 “Yani White Hacker babam mıydı? Diye sordu.

 Annesi, “Hayır yavrum White Hacker bendim. Aslında o zamanlar White Hacker’da olduğum söylenemezdi. Ben alenen bir korsandım. Şirketlerin sistemine de başka amaç için girmiştim. Biolojik Savaş sonrası benim etkilendiğim virüs, başka bir kadından alınan yumurta olmaksızın çocuk sahibi olmama imkan vermiyordu ama bunun için sağlıklı kadında bulmak nerede ise imkansızdı. Sen nehre bırakılmış bir bebek gibiydin. O an seni istedim ve babanla senin dünyaya gelmeni sağladık. Bunun Julia’nın hayal edebileceğinden daha iyi olduğunu tahmin ediyorum.”

 Deniz, elleri titreyerek Cosmo Disk’i aldı ve annesine “Bu diski okutabilmenin yolunu biliyor musun?” dedi.

 28.10.2003

 Julia Mandelbrot

Hikayenin 2. bölümü Cosmo Disk için tıklayınız.

 

 Kaynaklar:

 Arama motorlarında “Human Genome Project” anahtar kelimelerle çıkan web siteleri.

 1. Richard Dawkins’in Gen Bencildir ve Cennetten Akan Irmak isimli kitapları

 2. Japon Gücünün Ve Stratejisinin Sırları, Fredrick Lovret

 3. Richard P. Feynman, Her Şeyin Anlamı

 http://www.genetikbilimi.com/genbilim/genhaber.htm fikir sahibi olmak için

http://turk.internet.com/

 Teşekkür Bölümü:

 Emin Arı

Jinekolog Dr. Yılmaz Çebi

Bülent Murtezaoğlu

Cavit Önen

Ve Derya’ya bana fikir verip, esinlenmemi sağladıkları için teşekkürler.

Tabi bir de  Mozart ve Bethoven’a . Hikayeyi yazarken hep onları dinledim.

Son güncelleme: 25.11.2003 23:06:25

Fonda Çalan: Sonata No. 1 in F- Op. 2 No. 1, Allegro, Bethoven